Informa, işletmelere ve profesyonellere yüzlerce şekilde yardımcı olur.

Canlı etkinlikler, dünya çapında önde gelen araştırma yayınları ve yenilikçi dijital hizmetlerden oluşan uluslararası portföyümüz, uzmanlara başarılı olmaları için ihtiyaç duydukları bilgi ve bağlantıları sağlar.

Junior Style’ın Formülü: İyi Görsel Değil, Doğru Hikâye Kazandırır

Bir müşteri ürüne dokunmadan, kumaşı elleştirmeden ya da markanın hikayesini bilmeden önce onunla ilk kez bir fotoğraf üzerinden karşılaşır. Ve genelde o fotoğraf, markayla ilgili ilk fikri de belirler. Junior Style’ın kurucusu Aleksandra Ataca’ya göre işin can alıcı noktası da tam burada başlıyor: güzel bir fotoğraf çekmek yeterli değil. Öne çıkan markaların arkasında çok daha bilinçli bir dizi tercih var; kime seslendikleri, nasıl bir imaj oluşturdukları ve insanların onları neden hatırladığı.

Editoryal içerik, kreatif yönetmenlik, fotoğrafçılık ve marka iş birlikleri gibi sektörün birçok farklı tarafında yıllarını geçirmiş olan Ataca ile, güzel bir markayı ticari olarak başarılı bir markadan neyin ayırdığını konuştuk. Söyleşide kısıtlı bütçeyle doğru içerik stratejisi nasıl kurulur, sosyal medyada her trende atlamanın neden risk olduğu gibi pratik konulara değindik. Sonrasında “sevimli” olmanın artık neden yetmediğini, yapay zeka bu kadar içerik üretebilirken insan dokunuşunun nereye kaydığını ve teknolojinin bir türlü yerini alamadığı şeyin, yani gerçek ilişkilerin, neden hala en değerli yatırım olduğunu konuştuk.

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali
CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

Model: Angelica Elise

Kombin: Alitsa Kids

1. Profesyonel ürün çekimleri günümüzde markalar için neden bu kadar önemli?

Bugün görsel, çoğu zaman bir müşterinin bir markayla kurduğu ilk gerçek temastır. Ürüne dokunmadan, kumaşın kalitesini anlamadan ya da arkasındaki hikayeyi öğrenmeden önce bir görsel görürler. Saniyeler içinde bir fikir oluştururlar.

Markaların, farklı türde görsel içerikler olduğunu ve her birinin farklı bir işi yerine getirdiğini anlaması gerektiğini düşünüyorum.

Ne sattığınızı net şekilde gösteren güçlü bir ürün fotoğrafçılığına ihtiyacınız var: detaylar, materyaller, renkler ve işçilik. Moda söz konusu olduğunda, bir kıyafetin nasıl oturduğunu ve nasıl hareket ettiğini gösteren görsellere ihtiyacınız var. Bebek ve yaşam tarzı ürünlerinde ise ölçek, işlevsellik ve detaylar eşit derecede önemli olabilir.

Ama bir de storytelling var, o tamamen farklı bir amaca hizmet ediyor. Markanızın ne olduğunu anlatıyor ve onunla duygusal olarak bağ kurmamız için bir neden veriyor.

Bugün insanlar sadece ürün satın almıyor. Duygu, hikaye ve bir aidiyet hissi satın alıyorlar.

Bir müşteri güzel bir elbiseyi, oyuncağı ya da mobilyayı fark edebilir, ama markayla ilişki kurmasını sağlayan şey, o ürünün etrafında inşa edilen dünyadır. Güçlü bir görsel iletişim, hem ne satın aldığımı anlamama yardımcı olmalı hem de o dünyanın bir parçası olmak istememi sağlamalı.

2. Yüksek kaliteli görseller, özellikle bebek ve çocuk sektöründe müşteri algısını, marka konumlandırmasını ve satın alma kararlarını nasıl etkiliyor?

Çocuk ürünlerinin ilginç bir pazarlama zorluğu var, çünkü çoğu zaman ürünü satın alan kişi ile onu kullanan kişi aynı değil. Bir çocuk için bir şey tasarlarken bir yetişkinle iletişim kuruyorsunuz.

Ebeveynler kalite, işlevsellik, güvenlik, dayanıklılık ve fiyat gibi pratik şeyleri değerlendiriyor. Ama satın alma kararları aynı zamanda duygusal. Çocuklarının o kıyafetleri giydiğini, o oyuncakla oynadığını ya da kendilerine sunulan ortamda yaşadığını hayal ediyorlar.

Fotoğrafçılık, fiziksel ürün ile bu hayal arasındaki mesafeyi kapatmaya yardımcı olur.

Aynı zamanda algılanan değer üzerinde de büyük bir etkisi var. Aynı ürün, nasıl fotoğraflandığına ve stilize edildiğine bağlı olarak premium, çağdaş, geleneksel, eğlenceli ya da ucuz görünebilir.

Bu yüzden görsel yönlendirmenin, diğer her şey kararlaştırıldıktan sonra en sona bırakılması gerektiğine inanmıyorum. Kendinizi premium bir marka olarak tanımlıyorsanız ve fotoğrafçılığınız, ambalajınız, web siteniz ve iletişiminiz bana başka bir şey söylüyorsa, size söylediğinize değil, gördüğüme inanırım.

3. Editoryal, kreatif yönetmenlik, fotoğrafçılık ve marka iş birlikleri alanındaki deneyiminize dayanarak, güzel bir markayı ticari olarak başarılı bir markadan ayıran şey nedir?

Güzel marka çok var. Başarılı marka çok daha az.

Sürekli harika koleksiyonlar görüyorum, ve bazen kurucular, ürün yeterince güzelse insanların onu keşfedeceğine anlaşılır bir şekilde inanıyor. Ama güzel bir ürün ve güzel bir Instagram hesabı bir iş stratejisi değildir.

Müşterinizin kim olduğunu, size neden ihtiyaç duyduğunu, nasıl fiyatlandırıldığınızı, ürününüzü nerede satmanız gerektiğini, rakiplerinizin kim olduğunu ve insanlara nasıl ulaşacağınızı gerçekten anlamanız gerekiyor.

Ve bazen markaların bu temel soruları cevaplamadan içeriğe çok fazla yatırım yaptığını düşünüyorum. Bir kampanyaya çok büyük paralar harcayabilirsiniz, ama dağıtımınız çalışmıyorsa ya da fiyatlandırmanız müşteriniz için mantıklı değilse, güzel fotoğrafçılık bu sorunu çözmeyecektir.

Sektörün farklı taraflarında çalışmak bunu benim için çok netleştirdi. Bir editör olarak, konuşulacak kadar ilginç bir şey olup olmadığına bakarım. Bir kreatif yönetmen olarak, kimliği görsel olarak nasıl aktaracağımı düşünürüm. Pazarlama açısından, mesajın doğru insanlara nasıl ulaşacağını sorarım. Ve ticari açıdan, sonunda birinin ürünü satın alması gerekir.

Yaratıcılık dikkat çeker. Strateji ise o dikkate gidecek bir yol oluşturur

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali
CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

Model: Angelica Elise

Kombin: First of July

4. Markalar; stil, storytelling, kompozisyon, renk paleti ve ürün kombinasyonları aracılığıyla ürünlerini sunma biçimlerini nasıl geliştiriyor?

En ilginç bulduğum markalar, daha az literal hale geliyor.

Sadece “Bu elbiseyi nasıl fotoğraflarız?” diye sormak yerine, “Bu elbise hangi dünyaya ait?” diye soruyorlar.

Bu, çok daha fazla yaratıcı olasılık açıyor. Moda; mimari, iç mekan, oyuncaklar, yemek, sanat ya da tamamen beklenmedik günlük nesnelerle etkileşime girebilir. Renk, koleksiyonla sadece uyum sağlamak yerine anlatının bir parçası haline gelebilir.

Şahsen bir görselde biraz gerilim olmasını seviyorum: sizi iki kez baktıran, biraz beklenmedik bir şey.

Süslü bir çocuk elbisesinin otomatik olarak bale ayakkabılarına ve romantik bir arka plana ihtiyacı yok. Belki botlarla ve çağdaş mimariyle çok daha ilginç hale gelir. Çok minimal bir ürün, etrafındaki mizahi ya da abartılı bir şeyden fayda görebilir.

Ve özellikle çocuk modasında, her şeyin “sevimli” olması gerektiği fikrinden daha da uzaklaştığımızı görmek isterim. Çocuklar komik, tuhaf, zeki, dramatik, asi ve hayal gücü yüksek varlıklardır. Bu kişilikleri görsele dahil ettiğinizde, sonuç çok daha ilginç hale gelir.

5. Sosyal medya, markalar ve perakendeciler için en önemli temas noktalarından biri haline geldi. Bugün orada görsel storytelling’i etkili kılan nedir?

Bana göre etkili sosyal storytelling artık her yerde tekrarlanan tek bir mükemmel kampanya fotoğrafı değil.

En güçlü markalar bir dünya yaratıyor ve sonra bizim onun farklı parçalarını deneyimlememize izin veriyor. Ana kampanyayı görebilirsiniz, sonra kumaşın bir detayını, bir prova anını, kıyafet içinde hareket eden bir çocuğu, bir fikrini anlatan tasarımcıyı, sahne arkasından bir anı ya da üretim sırasında yaşanan komik bir olayı.

Bir araya geldiğinde, bu parçalar markayı canlı hissettiriyor.

Tutarlılığın her Instagram paylaşımının birbirinin aynısı görünmesi anlamına geldiğine de inanmıyorum. Bazen markalar mükemmel bir akış yaratmaya o kadar odaklanıyor ki sonuç yapmacık hissettiriyor.

Ve takipçi sayısının, marka değerinin bir ölçüsü olarak çok daha az ilginç hale geldiğini düşünüyorum. Bir şeye dönüşmeyen devasa bir sayı yerine, markayı anlayan, onunla etkileşime giren ve sonunda müşteri ya da savunucu haline gelen daha küçük bir kitleyi görmeyi tercih ederim.

Her fotoğraf aynı filtreyi kullandığı için değil, bakış açınız yüzünden tanınabilir olmalısınız.

6. Daha ilgi çekici sosyal medya içeriği oluşturmak isteyen markalara ve butiklere ne tavsiye edersiniz?

Kendinize çok basit bir soru sorun: İnsanlar hesabınızı neden takip etmeli?

Sonra bir adım daha ileri götürün: Bu ürünü sizden, bir başkasından değil, neden satın almalılar?

Bu soruların net bir cevabınız varsa, bu cevabı anlayan, buna inanan ve yaptığınız şeyi destekleyen ekibiniz varsa, tebrikler. Sosyal medya takipçiliğinden çok daha değerli bir şey inşa ediyorsunuz zaten. Markanız etrafında bir topluluk inşa ediyorsunuz.

Bana göre sosyal medyanın nihayetinde yapması gereken şey bu. Sadece insanlara sürekli ürün gösterip satın almalarını istediğiniz bir yayın aracı olmamalı. İnsanlara katılmak, yanıt vermek, paylaşmak, geri dönmek ve yarattığınız şeye bağlı hissetmek için bir neden verin.

Özellikle çocuk ürünleri sektöründe, topluluk için doğal bir fırsat var, çünkü kitleniz birçok ortak deneyimi ve ilgi alanını paylaşıyor. Müşterilerinizi dinleyin. Onları öne çıkarın. Onlara yanıt verin. Sorular sorun. Onlara dahil olmaları için bir neden verin.

Sonra her haftaya “Bugün ne paylaşmalıyız?” diye başlamak yerine şununla başlayın: “İnsanların bizimle ne ilişkilendirmesini istiyoruz?”

Bazen markaların, platformlar sürekli aktivite talep ettiği için sadece içerik ürettiğini düşünüyorum. Ama daha fazla içerik otomatik olarak daha iyi içerik anlamına gelmiyor. Net bir fikir olmadan sürekli paylaşım yapmak aslında bir markanın stratejisini kötü etkileyebilir.

Üretime de farklı yaklaşırdım. Bir çekim, on fotoğraf ve başka hiçbir şeyle sonuçlanmamalı. Çekim yapmadan önce tüm içerik ekosistemini düşünün: kampanya görselleri, dikey video, detaylar, hareket, sahne arkası anlar, röportajlar, stil fikirleri ve spontane ya da eğitici içerik. Ürünler, mekan, modeller ve kreatif ekip zaten bir araya gelmiş durumda, bu fırsatı akıllıca kullanın.

Ve her sosyal trende katılmak zorunda hissetmeyin. Aynı ses, aynı düzenleme tarzı ve aynı görsel referanslar elli başka marka tarafından kullanılıyorsa, kendinize bunlara katılmanın sizi gerçekten daha görünür kılıp kılmadığını, yoksa sizi sadece herkes gibi mi gösterdiğini sorun.

Sosyal medyayı sadece takipçi toplamak için kullanmayın. İnsanlara sizi öncelikle takip etmeleri için bir neden verin.

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali
CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

Model: Angelica Elise

Kombin: BeetleBeez

7. Birçok marka, aşırı kalabalık bir dijital ortamda öne çıkmakta zorlanıyor. En sık hangi hataları görüyorsunuz?

Fazla karşılaştırma yapmak.

Markalar başarılı bir şey görüyor ve hemen kendi versiyonunu istiyor. Rakiplerden referanslar topluyor, benzer kampanyalar üretiyor ve aynı trendleri takip ediyorlar. Sonunda herkes birbirinin yerine geçebilir hale geliyor.

Bir başka hata da, pahalı prodüksiyonun güçlü bir kreatif yönetim anlamına geldiğini varsaymak. Olağanüstü bir mekanınız, güzel modelleriniz, pahalı ekipmanınız ve büyük bir ekibiniz olabilir ve yine de tamamen unutulabilir bir şey yaratabilirsiniz.

Bazen çok basit çekilmiş zekice bir fikir çok daha güçlüdür.

Ayrıca markaların her şeyi tek bir görselde iletmeye çalıştığını görüyorum: çok fazla ürün, aksesuar, renk ve mesaj. Kurgu da yaratıcı bir beceridir. Neyin çıkarılması gerektiğini bilmek, neyin eklenmesi gerektiğini bilmek kadar önemli olabilir.

Ve özellikle çocuklarla çalışırken, her ifadeyi yönlendirmeyin. Onlara bir ortam, bir fikir ya da etkileşime girecekleri bir şey verin ve beklenmedik bir şeye alan bırakın. Çoğu zaman, görsel oradan gelir.

8. Çok kısıtlı bir pazarlama bütçesine sahip bir çocuk markası önce neye yatırım yapmalı?

Önce netlik. Herkese ulaşmaya çalışarak para harcamadan önce kim olduğunuzu ve kime hitap ettiğinizi bilin.

Ve çok net söyleyeceğim bir şey var: bir marka yaratmaya karar verirseniz, pazarlamayı en baştan bütçenize dahil edin.

Bunu sürekli duyuyorum: “Satış yapmaya ve markayı oturtmaya başladığımızda, o zaman pazarlamaya yatırım yapacağız.” Ama kimse sizin var olduğunuzu bilmiyorsa markayı nasıl oturtacak, o satışları nasıl üreteceksiniz?

En güzel, en yenilikçi ve en özgün ürüne sahip olabilirsiniz, ama bu tek başına insanların onu keşfedeceği anlamına gelmez. Tasarıma, geliştirmeye, üretime, ambalaja ve envantere zaten yatırım yaptınız. Yarattığınız şeyi iletmek ve pazarlamak için hiçbir şey bırakmazsanız, tüm bu çaba boşa gitme riskiyle karşı karşıya kalır.

Pazarlama, iş başarılı olduktan sonra eklediğiniz bir şey olmamalı. İşin başarılı olma şansı bulmasını sağlayan şeyin bir parçasıdır.

Bu, devasa bir pazarlama bütçesine ihtiyacınız olduğu anlamına gelmiyor. Kaynaklar kısıtlıysa, onları daha akıllıca ve daha yaratıcı kullanmanız gerekiyor.

Web siteniz, sosyal medyanız, toptan satış materyalleriniz, sunumlarınız ve basın ilişkileriniz genelinde sizin için çalışabilecek az sayıda güçlü görsel varlık yaratın. Ve bütçe gerçekten küçükse, en büyük tavsiyem: iş birliği yapın.

Belki portföyünü genişletmek isteyen bir fotoğrafçı vardır ve sizin güzel bir koleksiyonunuz vardır. Belki genç bir model bir kampanyaya katılmayı hayal ediyordur. Bir stilist deneme yapmak istiyordur. Bir dergi içeriğe ihtiyaç duyuyordur. Zaten sahip olduğunuz bir şeye ihtiyaç duyabilecek birçok insan var.

Ama iş birliği bir alışveriş olmalı. Sadece “Bu kişi benim için ne yapabilir?” diye sormayın. Karşılığında onlara ne sunabileceğinizi düşünün.

Ve teklifinizi net yapın.

Bir editör olarak, “Yaptığınız şeyi seviyoruz, birlikte bir şeyler yapmak isteriz” diyen birçok mesaj alıyorum. Bazen markayı gerçekten seviyorum ve yardımcı olmaktan mutluluk duyarım, ama “bir şeyler” nedir? Bu durumda stratejiyi baştan sona ben kurmak durumunda kalıyorum: projeyi tanımlamak, ihtiyacınızı anlamak, mantığını bulmak bana düşüyor.

Biri şunu söylediğinde tamamen farklı oluyor: biz buyuz, fikrimiz bu, bunun Junior Style’a neden uyduğunu düşünüyoruz, sizden istediğimiz bu, ve projeye getirebileceğimiz şey bu.

Bu, evet diyebilir miyim diye anlamamı çok kolaylaştırıyor.

Kısıtlı bir bütçe sizi yaratıcı yapabilir; hiç pazarlama planı olmaması ise çok farklı bir şey.

9. Bir editör ve kreatif yönetmen olarak, bir markayı basın, alıcılar, perakendeciler ve potansiyel iş birlikçiler için çekici kılan nedir?

Elbette sunacak ilginç bir şeye ihtiyacınız var, ama insanlar temel profesyonel becerileri ciddi şekilde hafife alıyor.

Moda dışarıdan çok gösterişli görünüyor. İnsanlar çekimler, güzel kıyafetler, etkinlikler ve seyahat hayal ediyor. Gerçekte, bu sektörün şaşırtıcı derecede büyük bir kısmı e-postalardan ve Excel tablolarından oluşuyor.

Programlar, bütçeler, numuneler, kargo, kredi bilgileri, ürün listeleri, teslim tarihleri ve takipler var. Her güzel sonucun ardında birçok sıkıcı an vardır.

Son derece yaratıcı olabilirsiniz, ama e-postalara cevap vermiyorsanız, bilgiyi zamanında sağlamıyorsanız, bir brifingi anlamıyorsanız ya da net iletişim kurmuyorsanız, sonunda insanlar sizinle çalışmak istemeyecektir.

Ayrıca markaların herkese tam olarak aynı sunumu gönderdiğini görüyorum. Ama bir editör, alıcı, stilist, perakendeci ve influencer’ın aynı bilgiye ihtiyacı yok.

Birine yaklaşmadan önce kendinize sorun: Neden bu kişi? Tam olarak ne istiyorum? Ve bu neden onlar için ilginç olur?

Yaratıcılık bir kapı açabilir. Profesyonellik ise genellikle sizi tekrar davet ettiren şeydir.

10. Markalar, ürün satan ticari içerik ile daha kavramsal ya da editoryal storytelling arasında nasıl bir denge kurmalı?

İkisine de ihtiyacınız var çünkü farklı sorulara cevap veriyorlar.

Ticari içerik bana ne satın aldığımı anlatır. Nasıl görünüyor? Nasıl oturuyor? Detayları neler? Nasıl kullanabilirim?

Editoryal storytelling daha az pratik bir şeye cevap verir: Bunu neden istiyorum? Bu markayı neden hatırlıyorum? Bu marka bana ne hissettiriyor?

Her görselin anında bir satış üretmesi gerekmiyor. Her içerik parçasını anlık dönüşümle ölçme takıntımızın bazen pazarlamayı çok kısa vadeli düşündürdüğünü düşünüyorum. Bir görsel, çok daha sonra ticari olarak değerli hale gelecek bir tanınırlık ya da arzu yaratabilir.

Aynı şey genel olarak pazarlama için de geçerli. Tek bir yayın, tek bir kampanya, tek bir influencer iş birliği ya da tek bir promosyon aksiyonunun bir markayı dönüştürmesi pek olası değildir. Aslında, daha büyük bir plan olmadan izole aksiyonlar kaynak israfına dönüşebilir.

Pazarlama bir strateji ve tutarlı bir sistem olmalı. Farklı aksiyonlar zaman içinde birbirini desteklemeli: görselleriniz, sosyal medyanız, PR’ınız, editoryal yerleşimleriniz, iş birlikleriniz, etkinlikleriniz ve iletişiminiz hepsi aynı konumlandırmaya doğru inşa edilmeli. Tekrarlar ve tutarlılık, insanların önce sizi keşfetmesini, sonra tanımasını, hatırlamasını ve sonunda satın alacak kadar güvenmesini sağlayan şeydir.

Aynı zamanda, ticari düşünceden yoksun güzel bir storytelling pahalı bir sanat projesine dönüşebilir.

Her içerik parçasının hangi işi yapması gerektiğini, ve büyük resme nasıl katkıda bulunduğunu anlamanız gerekiyor.

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali
CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

CBME Türkiye ile İstanbul Editoryali

Model: Angelica Elise

Kombin: InCity

11. 2027’ye baktığınızda, marka kataloglarında ve ürün fotoğrafçılığında hangi görsel trendleri bekliyorsunuz?

Yapay mükemmelliğin bu kadar erişilebilir hale gelmesi nedeniyle otantikliğin daha değerli hale geleceğini düşünüyorum.

Teknik olarak güzel görsellerin inanılmaz derecede hızlı yaratılabildiği bir döneme giriyoruz.

Daha sinematik storytelling, hareket, alışılmadık kadrajlar, kusurlu anlar ve fazla kurgulanmış değil de keşfedilmiş gibi hissettiren kompozisyonlar bekliyorum. Ayrıca markaların formatları çok daha özgürce karıştıracağını düşünüyorum: kampanya fotoğrafçılığı, belgesel görseller, video kareleri, detaylar, sahne arkası materyaller ve yapay zeka ile üretilmiş öğeler aynı görsel evrende bir arada var olabilir.

Sabit sezonluk katalog fikrinden de daha da uzaklaşacağımızı düşünüyorum. İçerik çok daha akışkan ve sürekli hale geliyor.

İlginç çelişki şu: teknoloji ne kadar sofistike hale gelirse, tartışmasız insani olan bir şey o kadar değerli hissettirebilir.

12. Yapay zeka, sofistike içeriği daha hızlı ve daha erişilebilir hale getirirken, insan yaratıcılığı nerede daha değerli hale geliyor?

Yapay zekayı yaratıcılığın düşmanı olarak görmüyorum. O bir araç, hem de olağanüstü bir araç.

Ama herkes teknik olarak etkileyici görseller üretebilen araçlara erişebildiğinde, teknik mükemmellik özel olmaktan çıkıyor.

Yani değer, fikre ve zevke doğru kayıyor.

Yine de birinin bir görselin neden var olması gerektiğine, ne ilettiğine, o markaya ait olup olmadığına ve birinin bunu önemsemesi gerekip gerekmediğine karar vermesi gerekiyor. Merak, kültürel bilgi, mizah ve beklenmedik referansları birbirine bağlama yeteneğinin daha da önemli hale geleceğini düşünüyorum.

Ve çocuklarla çalışırken, teknolojinin ortadan kaldırmasını istemediğim bir başka unsur var: öngörülemezlik.

Bir çocuk yönlendirmenizi yanlış anlar, aniden güler, bir şey icat eder ya da planladığınızdan tamamen farklı hareket eder, ve bazen günün en iyi fotoğrafı işte budur.

Bana göre, yapay zeka ile insan yaratıcılığı karşılaştırması yanlış bir tartışma. Daha ilginç soru, bu araçlar günlük işin bir parçası haline geldiğinde yaratıcı insanların ne yapacağı.

13. Çocuk modası ve bebek ürünleri markalarına geleceğe hazırlanırken tek bir tavsiye verebilseydiniz, bu ne olurdu?

İnsan ilişkilerinin değerini asla küçümsemeyin.

Sürekli algoritmalardan, sosyal medyadan, yapay zekadan, pazarlama stratejilerinden ve yeni teknolojiden bahsediyoruz. Bunların hepsi önemli. Ama bu sektörde uzun yıllar çalıştıktan sonra, hala ilişkilerin inşa edebileceğiniz en değerli varlıklardan biri olduğuna inanıyorum.

Platformlar değişir. Algoritmalar değişir. Trendler kaybolur. Şirketler büyür, insanlar pozisyon değiştirir, kariyerler evrilir. Gerçek bir profesyonel ilişki, hiç tahmin edemeyeceğiniz şekillerde sizi yıllarca takip edebilir.

Ve bunu, kontakları toplamak ya da bir gün işinize yarayabilir diye insanlarla konuşmak gibi yüzeysel “networking” anlamında söylemiyorum.

Güven, saygı ve cömertlik üzerine kurulu ilişkilerden bahsediyorum.

Bugün genç bir fotoğrafçı olarak tanıştığınız biri, yarın önemli bir kreatif yönetmen olabilir. Gelişmekte olan bir tasarımcı inanılmaz bir şirket kurabilir. Bir asistan bir alıcı ya da editör olabilir. Ama insanlara iyi davranmanızın nedeni bu olmamalı zaten.

İnsanları destekleyebildiğinizde destekleyin. Tanıştırın. Emeği takdir edin. Mesajlara cevap verin. Güvenilir olun. Teşekkür edin. Ve size, kendileri için hiçbir belirgin avantaj olmadığı halde destek olan insanları hatırlayın.

Aslında teknolojinin bunu daha da önemli hale getirdiğini düşünüyorum. Ne kadar çok şeyi otomatikleştirirsek, gerçek insan bağlantısı o kadar değerli hale geliyor.

Birçok şeyi otomatikleştirebilirsiniz. Ama güven, itibar ve gerçek ilişkiler hala kişi kişi inşa edilmek zorunda.

Sonuç

Aleksandra Ataca ile yaptığımız bu söyleşiden çıkan sonuç, aslında daha iyi fotoğraflar çekmenin ötesinde bir şey anlatıyor: görsel strateji, marka konumlandırması ve kurulan insan bağı birbirinden ayrılamaz. Çocuk modası gibi hem rekabetin hem de duygusal bağın yüksek olduğu bir pazarda kalıcı olan markalar, her trendin peşinden koşan ya da en çok içerik üreten markalar olmayacak. Net bir bakış açısına, gerçek bir hikayeye ve bu hikayeyi taşıyacak profesyonellik ile ilişkilere sahip olanlar kalıcı olacak.

CBME Türkiye, bölgenin bebek, çocuk ve annelik ürünleri alanındaki en heyecan verici isimlerini bir araya getirmeye devam ederken bu tür söyleşiler bize bir markayı kalabalık bir pazarda gerçekten farklılaştıran şeyin ne olduğunu hatırlatıyor: sadece ne gösterdiğiniz değil, onu neden gösterdiğiniz ve bu yolculuğu kiminle birlikte yürüdüğünüz.